Vakıf Üniversitelerinin Kapatılması: Cumhurbaşkanı Kararı Yeterli mi?


Sorunun Özü

Türkiye’de vakıf üniversitelerine yönelik faaliyet izni iptalleri, son dönemde önemli bir anayasa hukuku tartışmasını beraberinde getirdi. Mesele şu: Kanunla kurulan bir yükseköğretim kurumu, Cumhurbaşkanı kararıyla —yani idari bir işlemle— fiilen kapatılabilir mi?


Anayasal Çerçeve

Anayasa m.130, üniversite kurulmasını münhasıran kanun yapma yetkisine bağlamıştır. Devlet üniversiteleri doğrudan kanunla, vakıf üniversiteleri ise —kâr amacı taşımama ve devlet denetimi koşuluyla— yine kanunla kurulur. 2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ve ilgili yönetmelik de vakıf üniversitelerinin “kanunla kurulmuş kamu tüzel kişilikleri” olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Öte yandan Anayasa m.104/17, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarma yetkisini yürütmeye ilişkin konularla sınırlandırmış; kanunla düzenlenmiş alanlarda bu yetkiyi doğrudan dışlamıştır: Kanun varsa kararname işlemez; aynı konuda yeni kanun çıkarılırsa kararname zaten hükümsüz kalır.


Yasal Düzenleme ve Sorunu

2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun Ek m.11/3. fıkrası, denetim sonucunda sorunlu bulunan vakıf yükseköğretim kurumlarının faaliyet izninin Cumhurbaşkanı kararıyla kaldırılacağını öngörmektedir. Ancak bu hüküm, yukarıda ortaya konan anayasal çerçeveyle doğrudan çelişmektedir.

Kanunla kurulan bir kurumun, idari bir kararla —ne olursa olsun— fiilen sona erdirilmesi, hukuk tekniğindeki “usulde paralellik” ilkesini ihlal eder. İlke basittir: Bir hukuki işlem hangi usul ve yetkiyle hayata geçirilmişse, ancak aynı usul ve yetkiyle sona erdirilebilir.


Anayasa Mahkemesi’nin Tutumu

Bu tartışma soyut bir akademik mesele değil. Anayasa Mahkemesi, 28.12.2023 tarihli ve 2020/55 E. / 2023/228 K. sayılı kararının 101. paragrafında meseleyi açıkça karara bağlamıştır: Faaliyet izninin iptali özünde bir kapatma işlemi niteliği taşımaktadır ve kapatma ancak kanunla gerçekleştirilebilir. Bu gerekçe, Ek m.11/3’teki “Cumhurbaşkanı kararı ile kaldırılır” ibaresini Anayasa m.130 karşısında sakat bırakmaktadır.


“Vakıf Tüzel Kişiliği Devam Eder” Savunması

Bazı görüşler şunu öne sürmektedir: Faaliyet izninin kaldırılması yalnızca üniversiteyi etkiler; kurucu vakfın tüzel kişiliği ayakta kalmaya devam eder. Bu nedenle “kanunla düzenlenen kanunla kaldırılır” kuralı ihlal edilmez.

Bu savunma ikna edici değildir. Tartışmanın odağı vakfın tüzel kişiliği değil, vakfın kurduğu yükseköğretim kurumunun varlığıdır. Faaliyet izni kaldırılan bir üniversite artık akademik faaliyetlerini sürdüremez; bu, ister “kapatma” deyin ister “faaliyet durdurma”, sonuç değişmez. Öğrencilerin başka üniversitelere aktarılması da bu anayasaya aykırılığı gidermez; usul sakatlığı maddi sonuçların düzenlenmesiyle ortadan kalkmaz.


Sonuç

2547 sayılı Kanun’un Ek m.11/3. fıkrasındaki “Cumhurbaşkanı kararı ile kaldırılır” ifadesi, Anayasa m.104/17 ve m.130/2 ile bağdaşmamaktadır. Vakıf üniversitelerinin —tıpkı devlet üniversiteleri gibi— ancak TBMM tarafından çıkarılacak bir kanunla kapatılması mümkündür. Bu tespit, normatif bir tercih değil; mevcut anayasal düzenin zorunlu bir sonucudur.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir